CLICK HERE FOR BLOGGER TEMPLATES AND MYSPACE LAYOUTS »

Cumartesi, Ekim 17

sylvia'yı bahar sayesinde tanımıştım. şiir kitaplarını getirmişti okula. şiirlerini okumuştuk. the bell jar'ı okumamıştım ama işte bi şekilde. okuyorum şimdi. keşke arkadaşım olsaymış, ben ona yardım ederdim diye düşünüyorum hep, okuduğum intihar haberlerinde düşündüğüm gibi. bütün kitaplarımı korurum ama the bell jar'ı, sylvia'yı tutar gibi tutuyorum. sanki o kitabın içinde hala yaşıyormuş gibi özen gösterip seviyorum. çünkü aklım almıyor. bi sabah uyanıyorsun, uyuyan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bırakıyorsun. kapıları kapatıyor, boşlukları bezlerle kapatıyorsun. sonra mutfağa gidiyor, fırının içine kafanı sokup intihar ediyorsun. aklım almıyor.

belki saçma gelecek ama intihar eden insanlara büyük saygı duyuyorum. kimbilir neler yaşıyorlar da o hale geliyorlar tabi ama ne olursa olsun çok büyük bi güç gösterisi. yaşamamayı seçen insanlar, takdir edersiniz ki, makarnayı yoğurtla mı peynirle mi yiyeceğini düşünmekten yorulup, sonunda aç oturan benim gibi insanlara çok çok acayip geliyor. karar vermek, hem de böyle büyük bi karar. çok acayip hakikaten.

bu arada domuz gribi olmuş olabileceğim konusunda ciddi şüphelerim var.

4 nihat doğan:

DoDo dedi ki...

sylvia plath'in günceleri'ni okumanı da tavsiye ederim. sırça fanus'ta da otobiyografik çok şey var tabi ama ben ilk olarak günlüklerini okumuştum ve çok etkilenmiştim. sylvia plath bir başkadır, hem sadedir hem karmaşıktır bence.

margot and the wooden finger dedi ki...

günlükleri? ne adı altında ki acaba? sylvia plath'in günceleri mi kitap adı?

DoDo dedi ki...

evet, sylvia plath'in günceleri.

margot and the wooden finger dedi ki...

olrayt, teşekkür ediyorum.